Sanal Devletler ve İnsanlığın Dijital Otorite Değişimi

            DP117Günümüzde sanallaşmanın ve internet tabanlı oluşumların artması, popüler kültürün, hatta geleneksel kültürün bile artık sanal ortamlara taşınmasının, tavlanın, masa oyunlarının bile artık internet üzerinden oynandığı, kıçımızdaki minderi kaldıracağım derken bir malın daha satılıp stokta kalmayışını izlediğimiz şu günlerde bilgisayar teknolojicisi olarak aklıma kimi sorular geliyor. Aslına bakarsanız bu sorular çoğu ilgili ilgisiz kişinin de aklına geliyordur ancak popüler gidişat, her gün yeni bir sosyal ağda kendimizi daha farklı tiplemelerle bulmamız, blink blink diye oradan buradan notification düşmeleri arasından sıyrılıp da bu tür konulara kafa yoramıyoruz kanaatindeyim ancak yormak gerek.

            İnternet tabanlı bir dünyaya yol alırken “Black-out” durumlarını es geçersek, ileride dünyanın nasıl bir hal alacağını yavaştan, usul adımlarla tartışmak gerektiğine inanıyorum çünkü geleceğin şimdiden şekillenen ve sinyaller veren dünyası, bin yıllardır insanoğlunun gördüğü “Dünya gelişiminden” biraz farklı olacağı aşikar. Neden mi dersiniz. Çünkü artık kılıçla, topla tüfekle alınan diyarlardan, yaldır yaldır koşan atlılardan, piyadelerden, statü ve koltuk kavgalarından daha önemli bir değişiklik olacağı kanaatindeyim. Hayatımızı belki de bundan 100 yıl sonra “Tamamen” ele geçirecek olan, hatta belki de organlarımızı, beyin dalgalarımızı, davranışlarımızı, uykularımızı ve rüyalarımızı, banka hesabımızı, arabamızın direksiyonunu, çocuğumuzun okuldaki hocalarını ve daha bir çok “İnsani” durumu yöneten bu sanal dünya ve alt yapısı olacak. İşte burada bir fark var. Yüzyıllardır hatta binyıllardır insanoğlunun yönetimi yine başka bir insan evladı tarafından el değiştirilmiş, yenilenmiş, geriletilmiş veya ilerletilmiştir ancak önümüzdeki 50 veya 100 yıllık periyotta bu el değiştirme bir insana değil, semantik, yani düşünebilen, en azından kendi algoritmalarını kurup kendi hükümleriyle davranabilen çok gelişmiş sistemler olacaktır. Yani insan, yönetimini bir insana değil, tarihte ilk kez dijital bir düzene teslim edecektir. Hiç öyle aval aval bakıp “Holywood lan bu” demeyin. Bilgisayar sistemlerinin gelişimi, kimi gizli dünyanın chipset sırları, kendi kendini programlamaya ve leb demeden leblebiyi anlayan sistemlerin usul usul hayatımıza girişi bunun çok minik işaretleri.

DP182Network sistemleri açısından bu anlamda bana göre çığır açan sistem Tor sistemleri olmuştur. Yine insan yönetimindedir ancak internet ağını bir baba olarak düşünürseniz, babasına resti çekip kardeşleri arasında parazit yaşamaya çalışan bir networktür Tor. Bilenler el kaldırsın, bu dünya o kadar da temiz ve güzel bir dünya değildir. Kirliliği de burdan gelir kanımca çünkü bilinen network ve ağ otoritelerinden hem kendi öz yapısı hem de genel algoritmaları ile sıyrılabilmiştir. Aslına bakarsanız (Network bazında) biraz daha gelişse Terminator’deki Skynet bile olabilirmiş. Yani buradan ne demek istiyorum. Belli otoritelerden ve belli kurallardan ayrılarak bambaşka dünyaların kapılarını açmak artık bir ütopya değil, yanıbaşımızda olan bir durumdur. Matrix’i izlerken Neo’nun yakışıklılığıyla kafayı bozan tipler varken, olayın ardında nasıl bir dümen döndüğünü sezebilen bizler de vardır, backdoorlar, ssl’ler, key’ler, backbone’lar ve dahası. Sadece Matrix bile bahsettiğimiz gelişim konusuna o kadar yakın bir çizgide durduğumuzu kanıtlıyor ki bu çizgiyi geçmemiz belki de bir kaç decade sonra gerçekleşecek. Buna iki açıdan bakabiliriz. Birincisi bilgisayar mimari temellerinin yavaş yavaş modüler bakımdan gelişiyor olması, ikincisi ise, internet ve yoğun kullanım sonucu insanların, hatta kişisel bilgisayarlarımızın bile yardımcı tetikleyici veya otomasyon uygulamalarına ihtiyaç duymaya başlaması.

Birincisinden bahsedersek, tek çip üzerinde bilmem kaç adet çekirdeği daha süper grafiklerle oyun oynayalım diye yerleştirmiyorlar aziz dostlarım. Bu çekirdekler, internet sisteminin çözülmesi beklenen formüllerini, protokollerini ve diğer içeriklerini indekslemek için adeta harıl harıl çalışıyorlar. Intel’in ve AMD’nin NSA (National Security Agency) ile yaptıkları gizli anlaşmalar, sızdırılan kimi bilgiler gösteriyor ki üretilen her işlemcinin kontrol ve yetkileri kimi zaman siz farkında olmasanız da kimi işlemler için kullanılıyor. Çoğu hacker da bu arka kapılardan yaptıkları fenalıkları suçsuz kullanıcılara paslayabiliyor. Bu mimari gelişimlerin ise bana göre şöyle bir amaçları var (birçok amacı vardır ama biri), semantik yazılımların hızla gelişip, her bilgisayarın bir süper bilgisayar hızıyla çalışabilmesine, yani daha fazla işlem, anında veri iletimi, anında işleme gibi yeteneklere sahip olması amacı. Bu amaç gerçekleştirildiği anda ise işte bahsettiğimiz bu çizgiyi aşmamız bir adımlık mesafede olacak.

İkinci açı da, bilgisayar sistemlerimizin hatta bizim bir işi kendi kendine yapacak ya da daha hızlı ama daha profesyonel şekilde gerçekleştirecek yazılımlara ve benzer unsurlara ihtiyacımızın artması durumu. Bu ihtiyacın neden ve ne şekilde arttığı konusu farklı bir inceleme alanı diye düşünüyorum bu yüzden oraya hiç girmeden kıyıdan dolaşacağım. Sosyal içerikler, haber portalları, direk peer-to-peer portalları ve daha birçok sisteme vakit ayırma gerekliliğimiz (facebook, twitter, mailler, paylaşım sistemleri, ıvır zıvır..) ve bunlara ek olarak iş sistemleri insanların internet kullanım ve ihtiyaç alışkanlıklarını kökten değiştirdiğine inanıyorum. Artık öyle bir raddedeyiz ki, insanların işlerini yapacak minik sekreterlere ihtiyaç var. İşte bu sekreterliklere bir örnek verecek olursak, Youtube üzerinden para kazanma sistemleri örnek gösterilebilir. Asıl mantığı kendi öz çekimlerinizin beğeni ve izlenmelerine, üzerindeki reklamların popülerliğine göre size belli miktarlar ödeyen bu sistem öyle bir hale getirilmiş durumdadır ki, belli “Bot” programlar bu video yükleme, şekillendirme ve ayarlarını yapma kısmında tek tuşa basmanıza gerek kalmadan tüm yükü kendi üzerlerine almışlardır. Sistem tek tuş ile tüm işlerinizi halleder noktaya gelmiştir. Eskiden bot adı verilen bu sistemler yine insanlar tarafından programlanan, belli işleri yapmakta kullanılan yazılımlardı ancak zamanla algoritmik gelişimler sonucu bu sistemler de kendi karar mekanizmalarını belli ölçülerde geliştirmişler ve artık ona göre işlem yapar hale gelmişlerdir. Belki bir 20 yıla bu sistemlerin size bir şey sormasına bile gerek kalmayacaktır. Bot sistemleri üzerinden gidersek, geleceğin karar yapıları da bu sistemlerin çok gelişmiş şekilleri olacağına inanıyorum. Yukarıda bahsettiğim yönetimin el değiştirme mevzusuna geri dönecek olursak, sanırım bu tür birşeyin bir ütopyadan çok reel bir yapı haline dönüşmeye başladığını anlamışsınızdır.

DA091Gelelim yönetim şeklimize. Günümüzde dünya nasıl etnik ve coğrafi kimliklere, yani devletlere bölündüyse ve işler bir ikdisadi, ekonomik ve siyasi yapı mevcutsa, bu sistemlerin yönetimi devralmasıyla da bu tür yapıların daha geniş sahalarda etkin olacağını, hayat bulacağını düşünüyorum. Sanal devletler gibi. Sanal devlet teriminden ne anladığımız burada çok önemli. Varolan devletler bozulacak da yerine sanal devletler mi geçecek, tabiki hayır ancak şöyle bir durum yaşanacak bence, reel devletlerin iktisadi olsun siyasi olsun emirleri ve uygulamaları sanal devletlerin karar mekanizmalarıyla bağlantılı olacak. Yani para birimleri ortadan kalkacak, bir reel devletten diğer bir reel devlete geçişinizde pasaportunuzu bu sanal devletler belirleyecek ve denetleyecek, sanal güvenliğiniz (belki de fişlenmenizi) bu sanal devletler sağlayacak. Herkesin aklına şöyle bir karmaşa geliyor, reel devletlerin personelleri bu sanal devletlerde mi çalışacak, elbette hayır. Bahsettiğim yapı tamamen sanal otoriteler (gelişmiş AI sistemleri) tarafından yönetilen, paranızı, iktisadi yapınızı, bankalarınızı, internetinizi ve diğer tüm sanal işlemlerinizi tekel olarak kontrol eden dev bir AI yapılanmasıdır. Yani bir insan gücüne ihtiyacı olmayacaktır. Bizler yaşamlarımıza devam edeceğiz ancak sanal olarak ifade edeceğimiz herşey bu sanal devletlerce yönetilecek ve bize sunulacak, hatta biz leb demeden önümüze sistemleri koymuş olacaklar. Düşünsenize, dünyanın tüm yapılarının, jeopolitiğinin, siyasetinin, kaynaklarının, turizminin, ekonomisinin, üretiminin ve ticari yapısının, satışın, alımın, savaşların, barışların, anlaşmaların ve ihtilafların bu sanal devletler tarafından kontrol edilip, kararların bunlar tarafından verildiğine. Böylece insanların ne bir siyasetçiye, ne bakanlara, ne de başka otoriter öğelere ihtiyacı kalmayacaktır. Sanal devletler bu otoriteyi dünyanın artık maddi değil sanal bir zeminde işlemesinden alacaklardır. Daha açık sözlülükle dijital bir darbe yapacaklardır. “Kapatırım ha!” sözünün meşru tarafları haline geleceklerdir. İşte insanoğlunun belki de en büyük yönetim rejimi değişikliği bence maddi yönetimlerden dijital yönetimlere geçişi olacaktır ve bu dünya tarihinde bir ilktir. Bu iyi birşey mi ? İnsancıl ve insan odaklı uygulanabilirse, yani arkasında birkaç devlet değil de tüm dünya olursa, kesinlikle yararlı olabilecek bir yapıdır. Neden mi ? Düşünsenize, ortada fikri, ekonomik veya siyasi bir sorun oluştuğu durumda ne yapılacağına tamamen adil bir şekilde bu sanal devletler karar verecekler, kaynakların çıkarılması, dağıtılması, bölüşülmesi, bu kaynaklardan enerji elde edilmesi, para denkliği, çalışma sistemleri, yakıtlar, enerjiler, akla gelebilecek herşey bu dijital devlet tarafından idare edilip dağıtılacaktır. İnsansız bir lojistik ağı düşünün, ulaştırılması istenen herşey belli bir dijital düzen içerisinde hedefine taşınabilecektir, tamamen makinelerin çalıştığı madenler, tamamen makinelerin çalıştığı üretim tesisleri, hizmet sektörü, tamamen makinelerin kontrol ettiği insansız sistemler (ulaşım, tıp, hukuk, turizm vs). Böylece insanların “Hata” dedikleri olgu belki de insanlara artık etkimediğinden lügatımızdan kalkacaktır. Reel şirketlerin amaçları ve vizyonları bile değişebilecek, bu dev sanal devletin hizmetkarları durumunda olacaklardır.

İşte tüm bu düzeni kurmanın eşiğindeyiz. Ama nasıl ? Bahsettiğim düzen, gelişen teknoloji ve teknolojik yeterlilikler düşünüldüğünde yüzyıllar sonra değil, ciddi atılımlar ile tek bir yüz yıl içerisinde hayata geçirilebilecek sistemlerdir. İnsansız sistemlerin artık kabul edilebilir gelişmişliği, robotik sistemlerin insan el hassasiyetine ve kabiliyetine, hatta bazı alanlarda (endüstri) daha fazlasına erişebilme yakınlığı, polimer maddeler ve kimyasal diğer formülizasyonlar ile gıdanın bile üretiminin kapısında olmamız, organik yapıların nanoteknoloji bilimleri ile androidleştirilebilmesi, insansız otomobillerin belki de otuz yıl sonra kapımızda olacağı gerçeği, temizlik, performans ve diğer birçok konuda yapılan teknolojik atılımlar bahsettiğim dünyanın ulaşılabilirliğini son noktaya getirmektedir.

Ancak bir sorun vardır ki, dünyanın bu sanal geleceğini ya iyi yönde, yani adil, tüm insanların dünyayı kullanma amacına hizmet eder şekilde gerçekleştirilmesi, ya da tek bir tekel tarafından dünyanın sanal bir hegemonyaya alınması ve ardından devletlerin ve milletlerin bu sanal hegemonyaya isyan etmesi sonucu sanal sistemleri yerle bir etme ihtimali. Peki buna çözüm önerim ne ?

Öncelikle şunu kabullenmemiz lazım. Bahsettiğim bu sanal sistemlerin bir dini, ırkı, görüşü ve siyasi amacı olamaz. Yani bu sanal devlet, sizin dininizden, ırkınızdan veya siyasi görüşünüzden anlamaz, bu görüşleri de kabul etmez. Bu şu anlama gelmektedir. Sanal devlet sizin bu tür özgürlüklerinize karışmaz ancak sizin de sanal devletin bu tür özgürlüklerine karışmamanız gerekmektedir. Bunu şuna benzetebiliriz. Deep Web adı verilen internet ve network sistemleri, yani her türlü bilgi belge, porno, silah, uyuşturucu, veri vs. bulabileceğiniz yerler sizin dininizle veya ırkınızla değil sadece amacınızla ilgilenir. Oraya porno izlemek için giriyorsanız size pornıyu, silah almak için giriyorsanız size silahı, dininizin derinliklerine inmek, araştırmak için giriyorsanız araştırmanın tillahını size verir. Yani siz İslamı deep web’de araştırırken neden burada porno var, girmem ben buraya diyemezsiniz. Sanal devletler de buna benzeyecek, siz ne isterseniz size onu verecekler. Bunu kabullendikten sonra ortaya ikinci bir kabullenme meselesi ortaya çıkar.

DA080Egemenlik. Sanal devletler, yani çok hızlı karar alan ve bu kararları belki de milyonlarca örnek ile saniyeler içerisinde karşılaştırarak tarihteki en adil işlemleri otomasyon olarak yapabilecek bu sistemler üzerinde egemenlik kurma emelleriniz, bunu kendi ülkenize, ırkınıza, lehinize kullanma isteğiniz olmamalıdır. Çünkü bu şuna benzer, nükleer reaktörü insanlar enerji kaynağı olarak kullansın diye de imal edebiliriz, biraz şekillendirerek milyonlarca insanı öldürecek nükleer bomba yapımında da. İkisi birbirinden taban tabana zıt şeylerdir ancak tek bir başlangıçta buluşurlar, bu başlangıcı kimin nasıl kullandığına göre de sonuç değişir. İşte sanal devletler de bu tür egemenlik iddiaları ile kullanılmamalı, evrensel ve adil olmalıdır. Yani ABD veya İngiltere veya başka bir süper güç bunu egemenlik için kullanmamalı, kimi devletler de bunu terör olarak kullanmamalıdır. Bu kullanımların önüne nasıl geçebiliriz ? Elbette katı dijital kurallar, protokoller ve anlaşmalarla. Savaşlardan sonra yapılan anlaşmalar veya devletler arası yapılan anlaşmalar adeta bir ipliğe benzer. Keyfi veya olmadık bir sebepten bozulabilir, sonuçta ortaya başka bir durum çıkabilir ancak dijital olarak koyulan kuralları veya protokolleri bozmak, indirgemek veya köşesinden dolaşmak zor bir iştir, hatta bazen imkansızdır. Milyonlarca internet kullanıcısı olmasına rağmen IP, TCP, UDP gibi dev kural-protokolleri ihlal edebilen belki de bin adet hacker mevcuttur. Günümüz network protokollerine ve kurallarına benzer şekilde, müşterek olarak hayata geçirilecek olan dev protokoller ve algoritmalar ile bahsettiğim sanal devletlerin ilkeleri, çalışma prensipleri ve değerleri bozulamaz, ihlal edilemez ve delinemez olabilir.

Sanal devletlerin veya devletin oluşması, bu tür fikirlerin ortaya atılması bile bu gerçeğin ne kadar yakınında durduğumuzun en önemli kanıtıdır. Sadece ben değil, bunu çeşitli şekillerde dile getiren uzmanlar da mevcuttur ancak anlaşılması gereken noktalar vardır. Tarihte kimi zaman Hristiyan dünyası, kimi zaman İslam dünyası kimi zaman ekonomik ve siyasi çevreler bir terör başlatmış ve bu terör ile beraber savaşlar, kıyımlar, haksızlıklar meydana gelmiştir. Bu kıyımlara “üstünlük” sağlamayı amaçlayan kimi devletler ise “Dijital” çağı ortaya koymuşlardır. Konuluş şekli olarak yanlış bir noktada dursa da dijital çağ, insanlığın yararına kullanılabilir. Tarihte hiç olmadığı kadar uzun bir barış dönemini dijital çağ ile sağlayabiliriz. Dijital çağın sanal devletlerinde neden bizim de parmağımız, emeğimiz, düşüncemiz olmasın deyip, bu alanda da araştırmalar yapabilir, tatmin edici algoritmalar, düzenler, protokol düşünceleri, sistem tasarımları ve mimari şekillendirmeler gerçekleştirebiliriz. Türkiye’nin ve Türk kafasının buna uygun olmadığını, Türk akademisinin ve bilim dünyasının, özellikle bilişim sistemleri adına, abidik gubidik meselelerle (Titr Sevdası) uğraştığını düşünsem de önümüzdeki 50-100 yıllık süreçte dünyanın tarihte hiç olmadığı kadar farklı bir rotaya gireceğini düşünüyorum. Bu alandaki atılımların ve çalışmaların ise yine 50-100 yıl öncesinden gerçekleştirilmesi gerekliliğine inanıyorum. Ama tabi bu inanışlarım yine “muhteşem” (Bir sirk kursam bahçeme seni seven insanlardan, palyaço bile olmaz bana kural koyanlardan) akademimiz ve otoritelerimiz tarafından “Zihni Sinir” olarak görüleceği için “He” deyip geçiyorum. Sevgilerle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s