Teknokentler ve “Research Center” İkilemi

Merhabalar, bu sayıdaki yazım ülkemizin bence kanayan yaralarından biri olan Teknokent ve Teknoloji Geliştirme Merkezleri ve bu merkezlerde çalışan, çeşitli Ar-Ge projeleri kapsamında emek veren genç mühendis arkadaşlarımdır. Bu yazıda konusu geçen “Teknokent” kavramı, yurtdışında olan “Research Center” mantığıyla bağdaşmamakta ve ülkemizdeki kimi teknokentlerdeki durumu özetlemektedir.

Teknokent. Başlangıçta kurumsal yapıların içinde gerçekten ağır bir isim bence çünkü teknoloji dünyamızın gelişen ve değişim içerisinde olmak zorunda olan en önemli sanayi dalıdır. Bu dalın gereğini yerine getiren devletler ve milletler dünya piyasalarında zaten liderliklerini uzun yıllar boyunca kesinleştirmiş, bunun üzerine şu an kullanmakta olduğumuz neredeyse tüm teknolojik altyapının da mimarlarıdır. Bu devletler, ülkeleri içerisinde kurdukları “Research Center”lar ile gelişmiş olan teknolojiler üzerine araştırmalar yaparak bu teknolojileri daha da ileriye götürmekteler ve bu teknolojilerden çeşitlendirilmiş ürünler ortaya koymaktadırlar. Yurtdışında bulunan bu “Research Center”lar ile ülkemizde bunun benzeri olarak kimi politikalarca kurulmuş olan “Teknokent” kavramı aslında temelde aynı şeyden ibarettir : “Teknoloji Geliştirmek”. Ama bu maalesef ülkemizde Ar-Ge’nin de yanlış anlaşılması ile geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ilerlemektedir. Bu konuyu daha iyi anlamak ve üzerine konuşmak için ilk önce “Research Center” mantığını kavramak gerekir. Kurulan ilk Research Center’lardan itibaren günümüze kadar gelen ve önderliğini ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in yaptığı bu kurumun asıl amacı varolan bir teknolojiye taban sağlayacak araştırmalar yapmak değil, gelişmekte olan teknolojik gereksinimler için veri toplamak, bu verileri değerlendirerek çıkarımlar yapmak ve bu çıkarımlardan da istatistikler oluşturarak geliştirilecek olan teknolojilere sosyo-ekonomik ve bilimsel tabanlar oluşturmaktır. Bu tabanlardan yola çıkan köklü firmalar, teknolojik planlarını bu yönde hazırlarlar ve gelişterecekleri teknolojileri bu taban ile desteklerler. Research Center’lar devasa bütçeleriyle bilimi, projeyi ve ilerlemeyi destekler, gelecek nesilleri de hükümetten ve kişilerden bağımsız olan öz politikaları ile teşvik ederler. Sonradan teknolojik ihtiyacın artmasıyla beraber bu kurumlar daha da dallanarak, geliştirilen teknolojiler üzerinden gelişmiş sistemler yani harmanlar oluşturmaya başlamışlardır. Ancak bu sentez sadece teknoloji ile sınırlı değildir. Bilimsel araştırmaların bilimsel verilerle desteklenmesi ilkelerine dayanırlar. Hükümetlerin ve gelişmiş firmaların teknolojik ihtiyaçlarını karşılamak, bu ihtiyaçları geliştirmek ve ticari üstünlük sağlamak, ülke ekonomisini teknolojil altyapı ile desteklemeyi amaçlayan bu Research Center’lar zamanla gelişmiş tüm ülkelere çeşitli isimlerle yayılmıştır. Hem bilimsel hem de askeri amaçlara hizmet veren bu “Center”lar birçok önemli bilim adamının, birçok önemli projenin de kuluçka merkezleridir. CERN, modern çağımızın en önemli Research Center örneği olarak gösterilebilir.
Ülkemizde ise bu durum maalesef böyle değildir. Türkiye birçok konuda yaptığı gibi bu konuda da –taklit- kartını kullanmış ve Research Center mantığını “Teknokent”e, Research Center Teşvik Sistemlerini de “Kuluçka Merkezi” gibi adlarla taklit etmeye çalışmıştır. Bu taklit stratejisi bilimsel anlamda tabanlarla yapıldıysa da önemli çekirdek mantık hatalarını da beraberinde getirmiştir. Burada üzerine konuşabileceğimiz üç başlık mevcuttur ; Teknokent mantığı Research Center mantığı ile aynı mıdır, aynı özellikleri taşır mı ? Teknokent çıktıları ile Research Center çıktıları aynı mıdır ? Türkiye Teknokentlerinde durum nedir ?
İlk sorumuzla başlayabiliriz. Ülkemizde bulunan Teknokent kavramı Research Center kavramı ile aynı mıdır, aynı özellikleri mi taşır ? Bana göre elbette hayır. Bunun en önemli kanıtı ülkemizde kurulu olan teknokentler kapsamında çıkan ticari projelerin azlığı ve bu projelerin sadece belli bir zümreye veya şirkete hizmet etmesidir. Çünkü Research Center projeleri bağımsız çalışmalar olarak başlamakta, sadece belli firmaların yararlanabildiği bir bilgi ağı değil, bilgi çekirdeği konumunda olmalarıdır. Ülkemiz teknokentlerinde böyle bir durum yoktur. Bunun en önemli nedeni de taklit edildiği Research Center’ların bağımsız ve bütçeli kurumlar olmasıdır. Ülkemizde teknokentler genelde başka bir kurumun, bu kurum bir üniversite ya da şirket olabilir, alt kurumu olarak kurulmaktadır ve yetkin olmayan makamların, bütçelerin kölesi konumunda, bağımsızlıktan öte zümre bağımlılığı ile yönetilmekte ve ürün çıkartmaktadırlar. Burada zaten kesin bir çizgi ile Research Center’lardan ayrılmaktadırlar. Bağımsız politikalarla yönetilmediğinden, kimi zaman teknokentin yönetimi toy insanlar olabilmekte, kimi zaman da bilimsel insanlar olabilmektedir. Bu hükümet ve kurum politikalarının Teknokentlere sıçramasıdır. Bu durumda zaten verimli teknolojik tabanlar oluşturulamamakta aksine günün ihtiyacı olan teknolojiler oluşturulmaktadır ki Research Center’ların görevi günün ilerisine yön verebilecek teknolojilere verisel taban hazırlamasıdır. Buradan da görüldüğü gibi ülkemiz teknokentlerinin yurtdışında örneği olarak sunulan Research Center’lara zaten benzemediğidir. Aslında bu cevabımızda ikinci sorunun da cevabını vermiş olduk. Research Center çıktıları projelerden öte, bilim insanları tarafından değerlendirilebilen veri ve istatistikler olurken, ülkemiz teknokent çıktıları direkt olarak prototip ve ticari ürün mantığındadır. Bunu ülkemiz ihtiyaçlarına bağlayabilirsiniz ancak ülkemizin hazır ticari ürüne değil, ülke geleceğini etkileyebilecek ileri teknolojik gelişmelere ihtiyacı vardır. Çin, ABD ve İsrail gibi ülkelerin Research Center çıktıları zaten onlarca firma tarafından değerlendirilmekte ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere hazır ürün fazlasıyla satılmaktadır. Ülkemiz teknokentlerinin yaptığı bu pazarı daha da boğmaktan ve kısırlaştırmaktan öteye geçememektedir. Belki de ülkemiz bilim insanlarının değerlenememesi de bu yüzdendir.


Türkiye teknokentleri aslında kanayan bir yaradır. Bunu ben değil, ülkemizin bakanları, müsteşarları da dile getirmekte ve önlem alınması gerektiğini söylemektedirler. Teknokentlerde çalışan genç mühendislerimiz konusuna birazdan geleceğim ama ülkemiz teknokentlerinde çalışmak hazır bir dümene dahil olmaktan başka bir şey değildir. Yasal yollara herşey uygun olsa da belki de samanların altını şöyle açıklayabiliriz ;
Bir üniversite mevcut ve bu üniversite, kurumunun ismini geliştirmek ve daha çok öğrenci, destek, reklam ve diğer rant unsurlarını çekmek için yönetim kurulları ile masaya oturur. Bu kuruldan genelde “Bir Teknokent Kuralım” sözleriyle ayrılırlar. Rektör, Dekanlar vs. gibi akademik insanlar, bakın bilim insanları demiyorum çünkü akademisyenler bilim insanı değil, bilimi öğrencilere yayan ara elemanlardır, teknokent açılmasında hemfikir olurlar. Destekler alınır, ilgili prosedürler işlenir ve üniversite içerisinde, genelde tek bir firma ile başlayarak bir teknokent hizmete girer. Bu ilk firmaya genelde üniversite içerisindeki hocalar vs. ortaktır, yani buralardan para almaktadırlar. Bunun ardından birçok firma da teknokente kayıt yaptırmaya başlar, yerleşirler. Bu firmaların büyük çoğunluğunun yönetim kurullarında üniversitece tanınan kişiler yer alır. Peki neden bu kadar çok firma açılıp teknokentlere yuvalanmaktadır. Cevabı basittir, %90’lara varabilen vergi indirimleri. Bir ürün ürettiğinizde vergi ödemezseniz karınız ödemediğiniz o vergi kadar artar, bu da göz ardı edilebilecek rakamlar değildir. Gelelim devlet desteklerine, bir teknokent içerisinde bulunduğunuzda teknokent vasıtası ile devlet hazinesinden “teşvik” adı altında maddi gelir almanız çok daha kolaydır, projeleriniz iyi olsun kötü olsun her zaman değerlendirilir, akademisyenlerle aranız çok iyi olur ve ülke araştırma-geliştirme kurumlarından da ayrıca teşvik edilebilirsiniz. Sonuç olarak çok kötü bir projeniz olsa da geliriniz o kadar artar ki teknokent sizi fırlatmıştır artık. Kısaca açıklamak gerekirse, teknokent dediğiniz yerin sahipleri aslında üç beş kişidir ve tüm bu teşvikler vs. bu kişilerin elinde döner de durur, siz bir şey geliştirdiğinizi savunsanız da siz de bilirsiniz aslında orada bir şey geliştirmediğinizi, sadece “AR-GE” adı altında verilen desteklerle geçindiğinizi. İşte burada teknokentlerde çalışan ve işe alındığından şoklar geçiren, havalara uçan genç mühendis arkadaşlarımıza gelebiliriz. Üniversite hayatında sanayi yüzü görmemiş, iş hayatını, özellikle mühendisliği, ticaretten ayırt edebilme yetisine kavuşamamış ve en önemlisi herkesi kendi gibi saf ve ticari tasasız sanan genç mühendislerimiz aslında teknokentlerdeki bu üç-beş insanın cebini doldurmaktan öteye geçemezler. Buna da garip bir şekilde sevinirler ve böbürlenirler. Aslında bilmezler ki sanayi diye küçümsedikleri yerdeki insanlar sadece kendilerine çalışarak daha fazla kazanç elde ederler. İşte bu gibi sebeplerden ötürü ülkemizde çok görürsünüz, teknokentte işe başladım, süper bir yer, gibisinden amatör genç mühendis sözlerini. E tüm dünyada böyle değil midir ? Size çalışan birini rahat ettirmek istemez misiniz ? Sonuçta cebinizi dolduruyor. Burada ikinci bir faktör de bu genç mühendis arkadaşlarımızın o üç-beş kişi için çok önemli bir rant faktörü olmasıdır. Mesela siz devletten bir teşvik alacağınız zaman şirketinizde veya teknokentinizde çalışan “Arge Personeli” çok önemli bir avantajdır. Word’de iki dirhem söz yazamayan genç mühendislerimiz bile arge personeli ünvanı ile bu kurumlar içerisinde gösterilir ve üç-beş adam çok daha büyük paraları banka hesaplarına indirirler. Siz hiç Renault Broadway’a binen teknokent müdürü gördünüz mü ? Oysa İsrail Haifa Tech’te dünyanın en önemli tohum araştırmalarını yürüten şirketin müdürü Ford Granada ile gezmektedir. Garip değil mi ?
Ülkemizdeki teknokent işleyişi genel olarak böyledir. Bu incelenebilir, daha da detaylandırılabilir ancak burada kaybeden her zaman Türkiye olmaktadır. AR-GE’nin mantığını kavrayamamış toplumlar her zaman geride kalmışlardır. Eskiden savaş teknolojisinde AR-GE yapamayan Rusya bugün dünyanın en iyi silahlarına Research Center’ları sayesinde kavuşmuştur. Kadim dünyanın araştırma geliştirmesi silah iken şimdi teknolojidir. Texas Instrument Research Center’larında her gün daha yeni bir mikroişlemci üretilmekte, incelenmektedir. Peki siz hiç duydunuz mu bizim teknokentlerimizde böyle güzel araştırmalar ? Ben sektörün içindeyim, istisnalar dışında teknokentler kapalı bir kutudan ibarettir.
Ülkemizin de birgün Research Center’lara kavuşabilmesi dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s