Elektrikli Araç Teknolojisini Yakalamak…

*** Çankaya Üniversitesi Çankaya Kampüs Gazetesi Kasım 2012 Yazımdır… Buradan ilgili adreslerine ulaşabilirsiniz… ***

1863’ün 30 Temmuz’unda William Ford, belki de kucağına aldığı erkek çocuğunun dünyayı sonsuza kadar değiştirecek bir sistemi üreteceğini düşünmemiştir. O zaman bile çeşitli ulaşım araçları varken babasına gülümseyen o minik oğlanın dünyaya nasıl bir ulaşım aracı katacağını da düşünememiş olabilir. Evet, 30 Temmuz’da doğan küçük Henry, dünyaya yüzyıllar boyunca dev bir endüstri katacak olan “Otomobil” teknolojisini armağan edecekti. Önceki otomobil ismini veremeyeceğimiz denemeleri saymazsak, 1903 yılında geliştirilmeye başlayıp 1908 yılında “Modell T” isimli dünyanın kayda değer ilk otomobili, Ford Fabrikasının devrimsel yürüyen bantlarından sessizce aşağı inerken belki de Henry Ford, ilerde Fordizm olarak kültürleşecek ve hatta birçok markayla dünya endüstrisine hükmedecek yeni bir çağın da açılışını yaptı.
Bu devrimsel açılışın tabanı, on yıllardır bilinen buhar, itme, yağ gibi ilkel araçlarda ve trenlerde kullanılan fizik ve matematiğin birleşimi olarak ortaya çıkan içten yanmalı motor teknolojisinin keşfedilmesiydi. İçten yanmalı motor teknolojisi ile dünya, savaş endüstrisinde olsun toplu ve bireysel ulaşımda olsun, sanayi makinelerinin ağır kuvvet gerektiren işlemlerinde olsun pratik ve güçlü bir itme ve çekme kuvvetine sahip oldu. Bu teknoloji ile yapılan binlerce vasıta, özellikle 1950’lerden sonra dünya sanayi endüstrisinin başını çeken “Otomotiv Endüstrisi”ne dönüştü. Bu dönüşümde milyarlarca dolar maddi kaynak, on binlerce mühendisin emeği, ve belki de milyonlarca insanın kuvveti bu endüstriyi şu an yaşadığımız 21.yy’ın en tepesine yerleştirdi.
Günden güne gelişen teknoloji ile beraber içten yanmalı motor teknolojisinin yakıt sistemleri, yani petrol, dizel ve diğer yanıcı yakıtlar, dünya ekonomisini değişik anlamlarda vurmaya başladı. Vurmak derken bu enflasyon veya finansal anlamda olduğu gibi, ciddi savaşlar ve milyonlarca insanın ölümüyle de sonuçlanan dev bir hezeyanı kastediyorum. Evet gelişen bir teknolojiydi, ancak onlarca savaşa ve acıya neden olan bir teknoloji oldu, hala da olmakta. Petrol rezervi konusuna hiç dalmadan ve etrafından dolaşarak size otomotiv endüstrisi hakkında rakamlar vermek istiyorum ki konuştuğumuz konunun ne gibi kitle ve paraları ilgilendirdiğini göz önüne alarak devam edebilelim.

Verilere baktığımızda, genel araç üretiminin 2010 yılında 78.000.000, genel endüstri hacminin ise 500 Milyar Doları aştığını görüyoruz. Bu devasa rakamlar, otomobil sanayinin ne kadar büyük olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ancak petrol piyasasındaki gelişmeler endüstriyi küçülmeye zorlamaktadır. * Bilgiler “Organisation Internationale des Constructeurs d’Automobiles”den alınmıştır.

Petrol demişken, evet petrol gibi şu an için tamamiyle kullanılabilir bir yakıt mevcut değil. Hidrojen-Nitrojen ve diğer gaz olsun alkol olsun çeşitli yanma sağlayabilen maddeler bile şu anki teknolojimiz ile petrolün verimliliğine yaklaşamıyor ama maalesef petrol de bitiyor. Bunu bile bile dev bir endüstriyi ki bu endüstri insanlık yaşantısının bel kemiği olan ulaşımın temelinde duruyorsa bir çözüm bulmak akıllıca olur.
Sadece bu örnek gibi bir çok düşüncenin ve etkinin sonuçları yüzünden olsun, teknolojik ilerleme kaydetmek ve dünya kaynaklarının herkesin bir şekilde bildiği üzere tükenmesi ve bunun gibi bir dolu olay sonuç ilişkisi sonunda bu dev otomotiv endüstrisi elektriksel denemeler, (Nikola Tesla araştırmalarını burada dışarıda tutacağım çünkü sonuçlanmamış ancak yararlanılmış araştırmalardır.) ve Ar-Ge’ler ile elektrik enerjisini kullanma yönünde girişimlere başlamıştır. Bunun tek sebebi petrolün tükenmesi de değildir. Araçların geliştirilmesinde kullanılan yöntemlerin de gelişmesi, artık araçların daha hafif metal veya kompozitlerden yapılması ve bu hafifliğin daha hafif bir motor gerektirmesi üzerine yapılan Alüminyum Motor Blokları çalışmalarının da çok verimli olmaması sonucu elektrikli motor teknolojisine geçiş dönemi başlamıştır.
Elektrikli motor teknolojisi dediğimizde bunun içine on yıllardır kullanılan bir çok motor tipi de girer ancak bizim yazımızda bahsettiğimiz tip, küçük-orta ve büyük ölçekli araçlar için özel torklu, özel voltajlı imal edilebilen elektrik motorlarıdır. Elektrik motor teknolojisi dediğimiz teknoloji, içten yanmalı motor teknolojilerine nazaran çok daha kolay, çok daha verimli, çok daha zahmetsiz, zaten dünya üzerinde heryerde varolan ekipmanlar ile kolayca imal edilebilecek, kolayca entegre edilebilecek bir motor teknolojisidir. Ve bu teknolojinin bence en güzel özelliği de özgür olmasıdır. Mesela bir otomobil aldığınızda size sunulan bir güç, beygir gibi kavramlar vardır ancak çoğu şehir içi kullanıcısı bu kavramların etkisini görmez, görmesi de gerekmez çünkü otomobillerin ömürleri boyunca toplam güçlerinin genelde %64’ünün kullanıldığı kanıtlanmıştır. Ancak firmalar size böyle bir dayatmayla aslında çoğu kişinin de kullanmadığı bir gücü satmaktadır. Elektrik motorlarına dönersek, siz, ihtiyacınız olan gücü, enerjiyi, sistemi kendiniz belirleyebilri, kendiniz üretebilir ve hatta kendiniz montajlayabilirsiniz. Bu derece kolay olduğu için zaten araştırma safhaları bitmiş olmasına rağmen hala piyasaya çıkmış ciddi otomobiller çok azdır. Konsept araç olarak Honda FitEV, Mitsubishi i, Nissan Leaf, Tesla ve Tesla Roadster, Chevrolet Volt, Electric Mercedes Benz SLS AMG ve benim favorim Rimac. Araçlarda elektrik motoru konusunda kit olarak hizmet veren http://www.cloudelectric.com sitesini de ziyaret edebilirsiniz.
Gelelim Türkiye’ye. Garip ülkem, 1.Dünya Savaşı’nda başlayan ve hızlanan, izleyen dönemlerde de genelde Almanya doktrinli ve kaynaklı olarak ülkeye giren otomobiller ile otomotiv sanayi ile tanışmış oldu. Bu tanışmanın önemini en iyi anlayan belki de Atatürk’ten başkası değildi ve bununla kalmadı, motor üretiminin temellerini hazırlayan parça sanayinin de temelini Atatürk attı. Parça sanayinin temellerinin atılmasıyla 1929-1938 yılları arasında özellikle Hollanda Bölgesi, İngiltere ve genel olarak Almanya Bölgesi’ne parça ihraç edildi ve değişik parça üretimleri için siparişler alındı. Ancak bunu izleyen yıllarda bu gidişat böyle devam edemedi. Sizin de bildiğiniz üzere fabrikalar kapandı, Türk Mühendisliği denilen hiyerarşik olgu ortaya atılarak mühendislerin tekstile, tarıma yönelmesi sağlanarak ülkemizin yüzü batıdan tekrar doğu’ya çevrildi. Bakarsanız 1950’den sonra doğu ile ticaret batıyı aşmıştır. Otomotiv sanayinin bel kemiği olan içten yanmalı motor teknolojisi, Türkiye’de her zaman yapım için değil bir araç olarak kullanıldı, yani genelde ülkemiz bu tür motorların yedek parçalarını üretti. Şimdi soracaksınız ki bu kadar yedek parçayla biz kendi motorumuzu yapamaz mıydık ? Yaptık efendim ancak zaten içten yanmalı motor teknolojisi bulunduktan yaklaşık 100 yıl sonra. Yine bir matbaa olayıyla karşı karşıyayız. Neyse ki matbaadan kâr edemeyen ülkem, motor teknolojisinden, dış kuvvetlerin kölesel parça üretme stratejilerine ortak da olsa az biraz pay buldu. Evet dünyada şu an ülkemiz araç montajı ve parça sanayinde dünya 7.si durumunu koruyor. Bu gurur verici elbet ancak içten yanmalı motor teknolojisini kaçıran Türkiye, elektrik motoru ve eletrikli otomotiv sanayi teknolojisini de kaçırmak üzeredir.
TÜBİTAK başta olmak üzere birkaç kamu ve özel kuruluşun da desteğiyle yürütülen çeşitli öğrenci ve akademisyen projeleri dışında son 10 yılda ülkemizde elektrik motoru ile otomotiv arasında bağ kuran başka bir girişim bulunmamaktaydı. Neyse ki son yıllarda çıkan girişimcilik olayları ile kimi yenilikçi mühendisler bu konulara da el atıp değişik projeler çıkarma konusunda ümit vericiler. TÜBİTAK’ın Prodis sistemlerinde bulunan “Desteklenmiş veya Desteklenmekte Olan” Projeler arasında elektrik sistemleri olarak arattığınızda kayda değer çalışmalar yapan birçok akademisyen görebilirsiniz. Bunun yanında son 2 yıldır Sakarya Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi içerisinde üretilen amatör çapta elektrikli motorlar da (HUB olarak geçerler) bulunmaktadır. Evet, bu gelişmeler ve çalışmalar çok güzel ancak, ülkemizde özellikle Sabancı ve Koç gruplarının başını çektiği otomotiv endüstrisinde bu gelişmeler şu an için kayda değer bulunmamakta ve desteklenmemektedir. Oysa ki burada çok büyük bir paradoks vardır. Zaten petrol piyasalarının Orta-Doğu üzerinde şekillendiği düşünülürse ve bu piyasalardaki dalgalanmaların ilk periyotta Türkiye’yi vuracağı düşünülürse, bundan en çok Türk Otomotiv Sanayi etkilenecektir, sanayi petrolle paralel olarak küçülecektir ve diğer ülkelerin ve firmaların olabilir ancak Türkiye’nin böyle bir durumda eylem planını oluşturacak geri plan teknolojisi bulunmamaktadır ve düşünün, böyle bir durumda bile elektrik motoru üretim teknolojilerine ve bunun üzerine yapılan araştırmalara zekilik dışı bir tavırla destek verilmemektedir. Şu an tüm araç üreticileri, geri planda elektrik teknolojisini de geliştirmektelerdir. Volkswagen, Ford, General Motors, Toyota ve dahası şimdiden ve hatta eskiden beri araştırdıkları projelerin meyvelerini almaya başlamışlardır. Örnek vermek gerekirse, Toyota Corolla, 1995’ten beri elektrik motoruna dönüştürülebilir bir şasi ve şanzuman ile donatılmıştır. Bunu diğer firmaların kimi araçları da sağlamaktadır.

Türkiye’nin bu teknolojiyi yakalama şansı, içten yanmalı motor teknolojisini yakalama şansından daha fazladır çünkü içten yanmalı motorun icadı ve ilerleyen gelişim süreçlerinde ne internet, ne düzenli uluslar arası bilim dergileri ve yazıları ne de hızlı bir iletişim ağı mevcuttu ki ilerlemelerin dünyaya peyderpey yayılması da bu yüzdendir. O dönemde zaten dünya çapında büyük savaşlar olduğu için bu teknolojiyi oluşturan ülkeler de bu teknolojiyi satmayı veya paylaşmayı da düşünmemişlerdir. Hele ki o dönemde, ülkemizin bulunduğu coğrafyada böyle bir teknolojinin yakalanması belki de imkansız hale getirilmiştir. Ancak 21.yy iletişim imkanlarıyla şu an dilediğiniz aleti gerekli alet edevat ve iş gücüyle belki de bir gün belki de en geç bir yıl içerisinde üretebilmektesiniz. Bu gibi bir hız avantajımız varken, icat edilen veya kanıtlanan bir bulgu akşamına dünyanın her noktasına ulaşabiliyorken, elektrik motoru teknolojisini de en hızlı şekilde yakalayabiliriz ve bu konuda hem ülke olarak hem de bölge olarak atılımlar yapabiliriz. Günümüz sanayi gidişatında bir engel var karşımızda, onu da es geçemeyiz. Çin.
Çin, genel olarak her türlü motor üretimi, araç üretimi, araç parçası üretimi ve diğer tüm sanayi parçalarında şu an dünya liderliğine doğru gitmektedir. Ancak bu dev bir yanılgıya sebep olmaktadır ki, Çin, kendi kurumsal markalarına sahip bir ülke olmaktan öte bir üretim üssü durumundadır. Japonya, Kore, Tayvan ve Amerika’nın gerçekten büyük kurumsal firmaları, kimi ülkelerden bile zengin firmalar, bu firmalar sadece motor firması olarak değil her türlü firma olabilir, Çin’i üretim üssü olarak kullanmaktadır. Aslında bizim genişlediğini düşündüğümüz Çin ekonomisi temelde bu ülkelerin güdümünde olan şirketlerin büyümesidir ki bunun en somut kanıtı, adalar krizinde Japonya’nın Çin’deki fabrikalarını kapatması sonucu Çin ekonomisinin %7.3 küçülmesidir. Evet, çok yoğun bir üretim vardır ancak üretimden ileriye geçebilecek olan bir gelişim politikaları henüz yeni oluşmaktadır. Aslında Çin denilen üretim olgusu, Türkiye’nin nüfusen daha büyük halidir. Dünya anketlerinde Türk ürünleri kalite standartı olarak Çin ürünlerinden 57 sıra üsttedir. Türkiye’nin Çin nüfusunda bir ülke olduğunu hayal edersek, üretilen mallar belki de kalitesinden dolayı tüm dünyaya satılabilir, bilinen, markalaşmış ürünler olabilecektir. İşte bu ve bunun gibi birçok avantajı kullanıp elektrikli motor teknolojisinde kullanabiliriz.
Benzin motoru teknolojisi Almanya ve Amerika gibi devletlerin güdümünde gelişmiştir ve bu ülkeler şu an bulundukları teknoloji noktasına genel olarak bu dev endüstrinin nimetleriyle varmışlardır. Şimdi geliştirdiğimiz ve ürettiğimiz takdirde neden 21.yy ve 22.yy’da elektrik motoru teknolojisini Türkiye güdümlemesin ? Elektrik motoru teknolojisi ile elektrik üretim teknolojileri de artacağından ve daha birçok bağlantılı iş alanı açılacağından neden ülkemize dev bir endüstri kazandırmayalım ? Bunun için çalışmayalım ? Girişimcilik merkezlerine bu yönde projeler vererek bence herkes aklındaki fikirleri birleştirmeli ve ülkemizin bu teknolojiyi yakalaması için hep beraber çalışmalıyız. Eğer Türkiye, elektrikli motor teknolojisini ve ilgili otomotiv sanayini yakalarsa ülkemiz de dünya çapında markalar, dünya çapında fabrikalar ve binlerce insana iş açacak olan dev bir sanayi ülkesine dönüşebilir.
Konu ile ilgili arkadaşlar daha fazla bilgi edinmek isterlerse, J.Larminie ve J.Lowry’nin yazarı olduğu “Electric Vehicle Technology – Explained” kitabını okuyabilirler.

Saygılarımla. Faruk Can Özdemir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s