Bir Madagascar Rüyası :) Seren Avşar-Can Özdemir

SEREN AVŞAR & CAN ÖZDEMİR

 

 
 
BİR MADAGASKAR RÜYASI…

 

 

Anlattın ve dünya o kadar bulanık bi hal aldı ki, oysa ne kadar da depresyon ve demagoji içinde yaşadığımızı, aslında insanların ruh hallerini bilmeden, gözlerindeki parıltıyı görmeden, sıcaklığındaki o asil uğultuyu hissetmeden ne kadar da banal şeyler yaptığımızı söyledin bana..

Peki kadın, -demek bile gelmiyor çünkü sen hep doğruları söyledin, bense hep doğruları savunanları…

 

Anlattım…
Ve dünyanın aslında ben bildim bileli bulanık olduğunu ; oysa ki kendimi bildim bileli bulanıklığın gözlerimden sızdığını; aslında insanların ruh hallerini çok iyi bilerek , gözlerindeki o karanlığı ezberliyerek ; soğukluklarının sebebini o asil uğultularına gömdüklerini göre göre ne kadar da ‘olağanüstü’ bir şeyler yaptığımızı söyledim sana.

Peki adam; -demek bile çok evvelden geçmişti içimden sen hep doğruları savunanları söylediğini sandın; bense her doğruyu söyleyeni sen.

 

Peki kadın, neden yıllardır bulanıklığı aşmadın, neden yıllardır okuduğun onca tozlu rafta pus tutmuş kitapların arasından küçücük bi notu bile almadın, peki sorsam neden diye kadın, bana ne cevabın vardı da yıllar boyu bir tabloya hasret bıraktın…

deme öyle adam, yıllardır bulanıklığı aşacak bir bir köprüm olmadı ; evet köpürdeyen kahve ile dünyayı dolaşacak kadar çok kitabım vardı ama elim gitmezdi bir kere dokunduktan sonra o notlara; hepsinin iğdiş iğdiş edilmiş arka sayfalarına.. Sorma bana neden diye … sana cevabım yıllardaydı; yıllar boyu bir tabloya bakasın diye…

 

Ben tabloları ezberledim kadın, renklerin cümbüşünde hayallerinin doğrularına uzandım kimi zaman, kimi zamansa dertlerin olduğunu bile bile ağladım geceleri o marur rüzgarın hırçınca penceremi tırmalamasını duyarken, o çıldırmış insanların sahte zevklerini izlerken.. ama bi tek şeyi hep hatırladım, hiç unutmadım, ve kara kalemlerle, dolgun hayallerimle kazıdım notlarıma.. seni hep özlediğimi, hep aradığımı.. nasıldın, nerdeydin kimleydini bıraktım artık..sadece kadınlığını aradım kadın…sadece o güzel paha biçilemez gözlerini aradım..

 

Bense pişmanlığı ve zamanı yarı tanrı saydım adam..Zaman ne zaman pişmanlığa gebe kalsa; korkar oldum alınmasının zorluğundan…Ve çok kere ‘keşke’ dememeyi ; çok kere ‘iç çekmemeyi’ en son seni andığım kıraathanede bıraktım.Ve bilirdim ki ne zaman seni düşünsem; indirirdin yüzümün yarısını tablodan; bir şehirle yüzleşmenin vakti kılardın zamanı.Saniyelere bir bir boyardın adımı. Bense seni kendime boyardım al al… Yüzümün rengini bıraktığım ucuz kıraathanelerde; her akşam kalabalıklarla girip, yalnızlığımla çıktığım ışıklı barların kapı eşiklerinde; bir otobüs camının en reşit sayılan 18 numarasında; birgün gelme ihtimaline karşı hep seni bekledim.

 

Bense sadece seni sevdim.. gördüğüm şehirler, yüzler, tenler değil, ne bir ışık vurdu yüzüme seni ararken, ne de salınmış saçlarının kokusu.. bir renk aradım beni sana anımsatacak ve belki de tutup pis dehlizlerde seninle buluşturacak, razıydım kadın seni ellerde bulmaya, razıydım bir köşe dibinde yalnız ağlarken yanına gelmeye, razıydım anlasana kadın ruhundan bir tutam çekip seni cennete götürmeye.. bir an olsun dudaklarında kaybolup dünyayı es Geçmeye razıydım kadın.. geldin mi ? nerdesin ? bıraktın mı elindeki o korkak düşleri, aldın mı yanına o yıllardır süslediğin valizini içinde benim anılarım olan, beni tanımadan resimlerimi dolduran.. geldin mi kadın.. peki sen hala aynı kadın mısın?

 

Yıllar geçmedi.Yıllar hep bir asansör bozukluğu kadar aşağıya itti beni. Korkum bir aynayla bir başıma o boşlukta kalmak idi. Oldu. Aynayla bir başıma o karanlıkta hep kendimi dinledim, yüzümden her sıkıldığımda yüzüme hep birşeyler çizdim. Bilmem kaç gramlık beynimle;’Acılar’ yerleştirdim, fazladan şişelere muhtaç oldum, yazılar yazdım ama gözaltı çizgilerim daha da arttı.Bir şölenin tam ortasında neden çıkmak istediğimi düşündüm bu katlara. Beni kedere sürükleyeceğini bilsem yine de basar mıydım inatla tuşlara? Dedim ya yoktu gelme ihtimalin; hiçbir doğumda hayata gelmeyeceğini bildiğim ; bir tek bâki kalıyordu yanına , yarına itaf ettiklerin… Ben hala aynı kadın olsaydım; şimdi beni çekip çıkardığında bu kattan şaşırmazdın suratıma; bağırıp çağırmazdın yarısı yenmiş tırnaklarıma; uslu bir kız çocuğu gibi başımı eğmezdim karşında, gözlerimi gözlerine değdirmemek için gözlerimi hapis etmezdim yer taşlarına.

Aslında sorun yıllarda da değil bilio musun kadın, aslında sorun ne sende ne bende bu günden güne iğrençleşen ve birbirine geçen dünyada, sorun ne diye aramaktansa ben seni aradım kadın, uzun uzadıya telefonlarıma çıkan farklı hayatlarda, onların sesindeki yalancıda ve onların tenindeki haykırışta seni aradım bir gün narin gözlerinde bir gülümseme, o değişmez gülüşünde bir hatıra olmak istedim, farketmezdi hiçbir halin bana, ister yaşlan, ister yüzündeki kırışıklıklar benim kadar hain olsun sana, ister ellerindeki soğuk insanların kalıntıları benim kadar acımasız olsun sana.. ama benim acımasızlığım, benim hainliğim sana değildi kadın, benim gözyaşlarım geceler boyu sana değildi kadın, seni bana getiremeyen ve hergün umarsızca ve şiddetle ve haince ve lakaytça doğan o güneşeydi, parlattığı ve aydınlattığı tüm gerçekte seni aratan güneşeydi kadın.. Peki biz buluşsak ve ellerimizle güneşi bir an saklasak hayatımızda, ayı bile hapsetsek uzaklara, dokunsak ruhumuza, aradığımız şeyi bulabilecek miyiz ? buna kimin cesaret edeceğini anlayabilecek miyiz kadın.. renkli ışıklı insanların, uzun saçlı züppelerin, müzkli kutularda derbeder olmuş tiplerin arasından sıyrılıp sadece ve sadece sana bir göl kenarında, kısa bir battaniye ve belki de bir kahve sunan benim yanıma gelebilecek misin ?

 

Koşuyorum…

Koşuyorum ama ayaklarıma takılıyor insan sesleri.

Koşarken yanımda olmayaşın; sana koştuğumdan değil; seslere yabancı olduğundan.

Koşuyorum sana ; dünyaya kana kana.


Öyle bir his var ki içimde ; uzaklardaki herhangibir uzun saçlı dişiyim aslında.

Sana geliyorum.

Koşuyorum adeta.
Üzerime giydiğim elbisenin enterasi korkutuyor beni, basıp düşmekten ölesiye kotkuyorum adam.

Sana son kez değememek , seninle son kez o göl kenarında parmaklarımızı birleştirip yıldızlardan resim yapamamak acıtıyor canımı.

Koşuyorum…
Bir fon müziği olsa ; adı yalnızlık olurdu bu sabrın, bu çoşkunun aynı anda başlayan bu uğultunun…

Koşuyorum…

Derken…

Sabah oluyor…

Kısa bir battaniye buluyorum.

Üzerinde ufak bir not.

Çok mu geç kaldım yine?
Yineleyemediğim once şeye?
Onca koşuşa?
Sana?

Bildiğim ne varsa….

Hepsine…

Çok mu geç kaldım yine adam?
Söylesene…

Geç kalmadın hiçbir şeye… sen geç kalamazsınki, kalsam kalsam ben geç kalmışımdır bu hayata, belki saniyeler ile kaçırdık birbirimizi, belki her gün gittiğimiz barın önünde birbirimize bakmadan yaktık sigaralarımızı ve belki de dumanlarımızı bilmeden çektik içimize..

için hiç ürperdi mi bazen, birşeyi neden yaptığını hatırlamadığın oldu mu veya etrafındakilere bakarken acaba burada olmalı mıyım dediğin o sakin zamanların..

belki de ben yine ordaydım, belki de sen yine ordaydın, biz yine ordaydık, biz yine beraberdik hislerimiz kesilse de başka dokunuşlarla, sesimi duydun belki de, ellerimi gördün belki bir otobüste, belki bir parkta el sallarken kuşlara..

Belki de rüyalarında..

Gözlerim seni arıyor hala..

Hala dindar bir rahip ellerim sana tapınan…

Hala geç kalmış umutları istiyor kalbim, sen geldiğinde açmak için sofralar düzüyor..

Sen geldiğinde..

Geldin mi kadın….

 

Hüzünlenirdim.
Bir masaya oturduğumda yokluğunun bana verdiği o ürpertiyi hissederdim.
Yıllarca adını ezberlediğim bir şarkının son nakaratını hep o ân’larda hatırlayamazdım ya.
Sonra masayı terkeylerdim.
Giderdim.
Beni bulunduğum yerlerden alıp sana getirecek bir tren istasyonuna.
Son paramla bir şarap ve tren bileti alırdım.
Yaslardım başımı cama..
Yol boyunca düşünürdüm.
O gün neden gelmediğini; oradayken işte.
Hatırla!
Benim çatı katı bir evim vardı.
Dumanlı bir gece; çatıya çıkmıştım, yıldızlara hep ‘seni’ kazımıştım.
İşaret sigarası yakmıştım günü beklerken.
İlk defa en son o zaman ağlamıştım.
Neden gelmedin?

Şarabımı yudumlarken; benden birkaç yaş büyük boyalı hayalinle tütsülerdim ineceğim şehire beş kala beynimi.

Hangi istasyonda insem; saçlarımı senin için hep açardım , bir de yalardım dudaklarımı parlasınlar diye; yenmiş dudaklarıma rujun yakışmadığını söylediğini büyük bir şizofrenlikle duyardım.Duyardım ve yalnızken utanırdım.

İndim ben çoktan.
Hangi istasyondaysan oraya…

Karnım aç; ölmeyi bir an bile aklından çıkarmayan dar bacaklı rahibeler gibi.
Sofrana oturmak için can attığımı;
Belki ;
Sen beklediğinde;
Anlarsın diye…
Ben geldim adam.

Göremiyor musun?

Görüyorum en saf halini..

Hissediyorum..

Artık şehrimde olduğunu, ayakseslerinden duyuyorum..

Ama yoruldum kadın..

Sesini istiyorum, bir merhaba demeni..

Ve hiçbişe demeden sarılmanı…

O an patlarsa gökyüzünde melodiler ve sızarsa ruhuna o şarabın sarmal özü, o zaman gözlerim hep senindir kadın..

 

 



Lenore

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s